İyi İnsanlar, Güzel Atlara Binip Gittiler
Yaşam
(ADM) - ADİLCEVAZ MEDİA |
30.08.2026 - 20:09, Güncelleme:
30.08.2026 - 20:09 340 kez okundu.
İyi İnsanlar, Güzel Atlara Binip Gittiler
BABAMIZIN ARDINDAN
“İyi İnsanlar, Güzel Atlara Binip Gittiler”
BABAMIZIN ARDINDAN
Babamız Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu, bin dokuz yüz elli beş yılının soğuk bir şubat ayının beşinci gününde dünyaya gelmiştir.
Çocukluk ve gençlik yılları, genelde ülkenin, özelde bölgenin yokluk yıllarına denk gelir. O dönemde adeta yokluk sarmıştır her yanı.
Çuvalda un yok, tabakta şeker yok, tenekede yağ yok, demlikte çay yok, tuz yok, sabun yok…
Yok, yoka karışmıştır.
Bu yokluk zinciri içerisinde hayatta kalabilenler şanslı sayılmıştır. Ama bu yokluklar bir yandan ruhu terbiye eden, zorluklar karşısında dirençli şahsiyetlerin yetiştiği ortamlardır.
Babamız böyle bir iklimde, çocukluğundan gençliğine kadar, zor şartlar içerisinde, önce yanarak sonra pişerek hayata adım atmıştır.
Zorlu şartların şekillendirdiği ruh dünyası; O’nda sarsılmaz bir irade, şaşmaz bir azim ve kararlılık, deryalar kadar geniş bir merhamet ve gözü kara bir cesaret oluşturmuştur.
İnançla Yoğrulan Bir Ömür
Gençlik yıllarından itibaren dine ve diyanete olan meyli, ilerleyen yıllarda bir hayat felsefesi haline gelecektir.
Bir yandan hayatın zorlu meşgaleleri ile uğraşırken, diğer yandan ruh dünyasında bir tekâmül yolculuğuna başlar.
Yedi yaşından itibaren namaz ve orucunu aksattığı hiç görülmemiştir mesela.
Yazın kavurucu sıcağına denk gelen Ramazan aylarında, en zorlu işlerde çalışmak zorunda olduğu halde namazını ve orucunu hiç aksatmadığına, birlikte çalıştığı arkadaşları ve dostları şahitlik ediyorlar.
Sabahın seherinden akşamın alaca karanlığına kadar, onlarca kişiyle tırpan sallayıp kan ter içinde kaldığı halde ve ısrarlara rağmen orucunu bozmadığı bir efsane gibi hâlâ anlatılır.
Şifaya Vesile Olan Eller
Askerliğini sıhhiye olarak yapar.
Orada edindiği bilgi ve becerilerini, sivil hayatta da insanlara, özellikle iğne yapmak başta olmak üzere sağlık hizmeti sunarak devam ettirir.
İnsanların iğne olmak için onlarca kilometre yol yürümek zorunda kaldıkları zamanlarda, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşar.
On Parmağında On Marifet
“On parmağında on marifet” derler ya…
Birçok zanaat dalında ustalık seviyesindeki becerileri ile çevrede parmakla gösterilir bir şahsiyet olmuştur.
Taş duvar ustalığından marangozluğa, elektrikten inşaat işlerine kadar birçok alanda eserler üretmiş bir zanaatkârdı aynı zamanda.
Bu mesleklerde edinmiş olduğu bilgi, beceri ve kabiliyetler, O’nu ruhen de olgunlaştırmış; toplumsal meselelere karşı duyarlı bir insan haline getirmiştir.
Feraseti ve Sağduyusu
Müşkül meseleler için aranılan, düşüncesi sorulan, fikirlerine değer verilen bir şahsiyet olmuştur artık.
Zira meselelere çözüm odaklı yaklaşımı, toplumsal meseleleri kolaylaştırıcı bir rol oynamıştır.
Doksanlı yılların karışık atmosferi ve şiddetli rüzgârları karşısında birçok köy, belde ve aile zarar görmeden ayakta kalamazken, O’nun feraseti ve sağduyusu sayesinde ailesi, köyü ve çevresi hasar almadan o yılları atlatmıştır.
Emanete Gösterdiği Hassasiyet
Hesabında, kitabında titiz olan bir kişiydi.
Her bir kuruşun hesabını tutardı. Bu yüzden insanların güvenini kazanmıştı.
Gerek köyde, gerek şehirde; çeşme, cami, okul, taziye evi gibi ortak yaşam alanlarının düzenlenmesi ve geliştirilmesi için son derece duyarlıydı.
Bu gibi yerler için hazırlanan bütçeyi bir kuyumcu hassasiyetiyle yönetir, bir tek kuruşun boşa gitmemesi için olağanüstü çaba harcardı.
Edep Timsali Bir İnsan
Edep timsali bir insandı.
Askerde iken abisine yazdığı mektupta bütün kardeşlerini, yeğenlerini ismen zikredip selam ve sevgilerini iletirken, kendi oğluna isim vermeden, ima yoluyla muhabbetini gönderirdi.
Altmışlı yaşlarında bile büyük abisinin yanında çocuklarıyla sesli konuşmazdı.
Bu, onun hayatının her dönemine hâkim olan edep ve saygı anlayışının en güzel örneklerinden biriydi.
Kardeşlerine ve Yeğenlerine Kol Kanat Gerdi
Küçük kardeşi vefat ettikten sonra onun çocuklarına kol kanat gerip kendi çocuklarından ayırmamıştır.
Her birisinin okul okumalarında, işlerini kurmalarında, evlenmelerinde ve ticaretlerinde onlara öncülük etmiş, hayata hazırlamıştır.
Vefakâr bir evlat, cefakâr bir kardeş, fedakâr bir baba olmuştur.
Çocuklarını ilim ve irfan yolunda yetiştirmiş; eğitimde, diyanette, basında ve emniyette istihdam olmalarını sağlamıştır.
Kızlarına ayrı bir değer verirdi.
Kâbe ve Resûlullah Aşkı
O, bir Resûlullah aşığıydı.
İlk kez otuzlu yaşlarında hacca gittikten sonra, oraya adeta müptela olmuş; her fırsat bulduğunda büyük bir heyecan duyarak gitmiştir.
Defalarca hac ve umre vazifesini yerine getirmiş, annemizin de bu nimetten nasiplenmesine vesile olmuştur.
Hangi ortamda Kâbe’den, Mekke’den ve Medine’den bahsedilirse yüreği bir kuş gibi çırpınırdı.
Genç yaşlarda öğrendiği Kur’an’ı, son üç aya kadar her sabah namazından sonra istisnasız bir cüz okuyarak Kur’an’la olan bağını ve muhabbetini tecdit ederdi.
Son Sözleri
Son nefesinde Hz. Ali’nin kılıcını istemiş ve Şam’a gitmek istediğini söylemiştir.
Cenab-ı Hak sana merhametiyle muamele etsin ey babamız!
O çok sevdiğin, âşık olduğun Resûlullah’a komşu olasın ey babamız!
Yer ve gök şahit olsun ki…
Cenazene, taziyene akan insan seli şahit olsun ki…
Biz senden razıydık. Âlemlerin Rabbi de senden razı olsun ey babamız!
Kabrin nur, mekânın cennet, makamın âli olsun ey babamız.
Seni unutmayacağız.
⸻
Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu’nun Ardından
Nail, Kenan, Cengiz, Ensari, Figen, Selma
Ve
Annemiz Hacı Kıymet
⸻
“İyi insanlar güzel atlara binip gittiler…”
Mekânın cennet, makamın âli olsun canım babamız.
BABAMIZIN ARDINDAN
“İyi İnsanlar, Güzel Atlara Binip Gittiler”
BABAMIZIN ARDINDAN
Babamız Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu, bin dokuz yüz elli beş yılının soğuk bir şubat ayının beşinci gününde dünyaya gelmiştir.
Çocukluk ve gençlik yılları, genelde ülkenin, özelde bölgenin yokluk yıllarına denk gelir. O dönemde adeta yokluk sarmıştır her yanı.
Çuvalda un yok, tabakta şeker yok, tenekede yağ yok, demlikte çay yok, tuz yok, sabun yok…
Yok, yoka karışmıştır.
Bu yokluk zinciri içerisinde hayatta kalabilenler şanslı sayılmıştır. Ama bu yokluklar bir yandan ruhu terbiye eden, zorluklar karşısında dirençli şahsiyetlerin yetiştiği ortamlardır.
Babamız böyle bir iklimde, çocukluğundan gençliğine kadar, zor şartlar içerisinde, önce yanarak sonra pişerek hayata adım atmıştır.
Zorlu şartların şekillendirdiği ruh dünyası; O’nda sarsılmaz bir irade, şaşmaz bir azim ve kararlılık, deryalar kadar geniş bir merhamet ve gözü kara bir cesaret oluşturmuştur.
İnançla Yoğrulan Bir Ömür
Gençlik yıllarından itibaren dine ve diyanete olan meyli, ilerleyen yıllarda bir hayat felsefesi haline gelecektir.
Bir yandan hayatın zorlu meşgaleleri ile uğraşırken, diğer yandan ruh dünyasında bir tekâmül yolculuğuna başlar.
Yedi yaşından itibaren namaz ve orucunu aksattığı hiç görülmemiştir mesela.
Yazın kavurucu sıcağına denk gelen Ramazan aylarında, en zorlu işlerde çalışmak zorunda olduğu halde namazını ve orucunu hiç aksatmadığına, birlikte çalıştığı arkadaşları ve dostları şahitlik ediyorlar.
Sabahın seherinden akşamın alaca karanlığına kadar, onlarca kişiyle tırpan sallayıp kan ter içinde kaldığı halde ve ısrarlara rağmen orucunu bozmadığı bir efsane gibi hâlâ anlatılır.
Şifaya Vesile Olan Eller
Askerliğini sıhhiye olarak yapar.
Orada edindiği bilgi ve becerilerini, sivil hayatta da insanlara, özellikle iğne yapmak başta olmak üzere sağlık hizmeti sunarak devam ettirir.
İnsanların iğne olmak için onlarca kilometre yol yürümek zorunda kaldıkları zamanlarda, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşar.
On Parmağında On Marifet
“On parmağında on marifet” derler ya…
Birçok zanaat dalında ustalık seviyesindeki becerileri ile çevrede parmakla gösterilir bir şahsiyet olmuştur.
Taş duvar ustalığından marangozluğa, elektrikten inşaat işlerine kadar birçok alanda eserler üretmiş bir zanaatkârdı aynı zamanda.
Bu mesleklerde edinmiş olduğu bilgi, beceri ve kabiliyetler, O’nu ruhen de olgunlaştırmış; toplumsal meselelere karşı duyarlı bir insan haline getirmiştir.
Feraseti ve Sağduyusu
Müşkül meseleler için aranılan, düşüncesi sorulan, fikirlerine değer verilen bir şahsiyet olmuştur artık.
Zira meselelere çözüm odaklı yaklaşımı, toplumsal meseleleri kolaylaştırıcı bir rol oynamıştır.
Doksanlı yılların karışık atmosferi ve şiddetli rüzgârları karşısında birçok köy, belde ve aile zarar görmeden ayakta kalamazken, O’nun feraseti ve sağduyusu sayesinde ailesi, köyü ve çevresi hasar almadan o yılları atlatmıştır.
Emanete Gösterdiği Hassasiyet
Hesabında, kitabında titiz olan bir kişiydi.
Her bir kuruşun hesabını tutardı. Bu yüzden insanların güvenini kazanmıştı.
Gerek köyde, gerek şehirde; çeşme, cami, okul, taziye evi gibi ortak yaşam alanlarının düzenlenmesi ve geliştirilmesi için son derece duyarlıydı.
Bu gibi yerler için hazırlanan bütçeyi bir kuyumcu hassasiyetiyle yönetir, bir tek kuruşun boşa gitmemesi için olağanüstü çaba harcardı.
Edep Timsali Bir İnsan
Edep timsali bir insandı.
Askerde iken abisine yazdığı mektupta bütün kardeşlerini, yeğenlerini ismen zikredip selam ve sevgilerini iletirken, kendi oğluna isim vermeden, ima yoluyla muhabbetini gönderirdi.
Altmışlı yaşlarında bile büyük abisinin yanında çocuklarıyla sesli konuşmazdı.
Bu, onun hayatının her dönemine hâkim olan edep ve saygı anlayışının en güzel örneklerinden biriydi.
Kardeşlerine ve Yeğenlerine Kol Kanat Gerdi
Küçük kardeşi vefat ettikten sonra onun çocuklarına kol kanat gerip kendi çocuklarından ayırmamıştır.
Her birisinin okul okumalarında, işlerini kurmalarında, evlenmelerinde ve ticaretlerinde onlara öncülük etmiş, hayata hazırlamıştır.
Vefakâr bir evlat, cefakâr bir kardeş, fedakâr bir baba olmuştur.
Çocuklarını ilim ve irfan yolunda yetiştirmiş; eğitimde, diyanette, basında ve emniyette istihdam olmalarını sağlamıştır.
Kızlarına ayrı bir değer verirdi.
Kâbe ve Resûlullah Aşkı
O, bir Resûlullah aşığıydı.
İlk kez otuzlu yaşlarında hacca gittikten sonra, oraya adeta müptela olmuş; her fırsat bulduğunda büyük bir heyecan duyarak gitmiştir.
Defalarca hac ve umre vazifesini yerine getirmiş, annemizin de bu nimetten nasiplenmesine vesile olmuştur.
Hangi ortamda Kâbe’den, Mekke’den ve Medine’den bahsedilirse yüreği bir kuş gibi çırpınırdı.
Genç yaşlarda öğrendiği Kur’an’ı, son üç aya kadar her sabah namazından sonra istisnasız bir cüz okuyarak Kur’an’la olan bağını ve muhabbetini tecdit ederdi.
Son Sözleri
Son nefesinde Hz. Ali’nin kılıcını istemiş ve Şam’a gitmek istediğini söylemiştir.
Cenab-ı Hak sana merhametiyle muamele etsin ey babamız!
O çok sevdiğin, âşık olduğun Resûlullah’a komşu olasın ey babamız!
Yer ve gök şahit olsun ki…
Cenazene, taziyene akan insan seli şahit olsun ki…
Biz senden razıydık. Âlemlerin Rabbi de senden razı olsun ey babamız!
Kabrin nur, mekânın cennet, makamın âli olsun ey babamız.
Seni unutmayacağız.
⸻
Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu’nun Ardından
Nail, Kenan, Cengiz, Ensari, Figen, Selma
Ve
Annemiz Hacı Kıymet
⸻
“İyi insanlar güzel atlara binip gittiler…”
Mekânın cennet, makamın âli olsun canım babamız.
BABAMIZIN ARDINDAN
Babamız Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu, bin dokuz yüz elli beş yılının soğuk bir şubat ayının beşinci gününde dünyaya gelmiştir.
Çocukluk ve gençlik yılları, genelde ülkenin, özelde bölgenin yokluk yıllarına denk gelir. O dönemde adeta yokluk sarmıştır her yanı.
Çuvalda un yok, tabakta şeker yok, tenekede yağ yok, demlikte çay yok, tuz yok, sabun yok…
Yok, yoka karışmıştır.
Bu yokluk zinciri içerisinde hayatta kalabilenler şanslı sayılmıştır. Ama bu yokluklar bir yandan ruhu terbiye eden, zorluklar karşısında dirençli şahsiyetlerin yetiştiği ortamlardır.
Babamız böyle bir iklimde, çocukluğundan gençliğine kadar, zor şartlar içerisinde, önce yanarak sonra pişerek hayata adım atmıştır.
Zorlu şartların şekillendirdiği ruh dünyası; O’nda sarsılmaz bir irade, şaşmaz bir azim ve kararlılık, deryalar kadar geniş bir merhamet ve gözü kara bir cesaret oluşturmuştur.
İnançla Yoğrulan Bir Ömür
Gençlik yıllarından itibaren dine ve diyanete olan meyli, ilerleyen yıllarda bir hayat felsefesi haline gelecektir.
Bir yandan hayatın zorlu meşgaleleri ile uğraşırken, diğer yandan ruh dünyasında bir tekâmül yolculuğuna başlar.
Yedi yaşından itibaren namaz ve orucunu aksattığı hiç görülmemiştir mesela.
Yazın kavurucu sıcağına denk gelen Ramazan aylarında, en zorlu işlerde çalışmak zorunda olduğu halde namazını ve orucunu hiç aksatmadığına, birlikte çalıştığı arkadaşları ve dostları şahitlik ediyorlar.
Sabahın seherinden akşamın alaca karanlığına kadar, onlarca kişiyle tırpan sallayıp kan ter içinde kaldığı halde ve ısrarlara rağmen orucunu bozmadığı bir efsane gibi hâlâ anlatılır.
Şifaya Vesile Olan Eller
Askerliğini sıhhiye olarak yapar.
Orada edindiği bilgi ve becerilerini, sivil hayatta da insanlara, özellikle iğne yapmak başta olmak üzere sağlık hizmeti sunarak devam ettirir.
İnsanların iğne olmak için onlarca kilometre yol yürümek zorunda kaldıkları zamanlarda, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşar.
On Parmağında On Marifet
“On parmağında on marifet” derler ya…
Birçok zanaat dalında ustalık seviyesindeki becerileri ile çevrede parmakla gösterilir bir şahsiyet olmuştur.
Taş duvar ustalığından marangozluğa, elektrikten inşaat işlerine kadar birçok alanda eserler üretmiş bir zanaatkârdı aynı zamanda.
Bu mesleklerde edinmiş olduğu bilgi, beceri ve kabiliyetler, O’nu ruhen de olgunlaştırmış; toplumsal meselelere karşı duyarlı bir insan haline getirmiştir.
Feraseti ve Sağduyusu
Müşkül meseleler için aranılan, düşüncesi sorulan, fikirlerine değer verilen bir şahsiyet olmuştur artık.
Zira meselelere çözüm odaklı yaklaşımı, toplumsal meseleleri kolaylaştırıcı bir rol oynamıştır.
Doksanlı yılların karışık atmosferi ve şiddetli rüzgârları karşısında birçok köy, belde ve aile zarar görmeden ayakta kalamazken, O’nun feraseti ve sağduyusu sayesinde ailesi, köyü ve çevresi hasar almadan o yılları atlatmıştır.
Emanete Gösterdiği Hassasiyet
Hesabında, kitabında titiz olan bir kişiydi.
Her bir kuruşun hesabını tutardı. Bu yüzden insanların güvenini kazanmıştı.
Gerek köyde, gerek şehirde; çeşme, cami, okul, taziye evi gibi ortak yaşam alanlarının düzenlenmesi ve geliştirilmesi için son derece duyarlıydı.
Bu gibi yerler için hazırlanan bütçeyi bir kuyumcu hassasiyetiyle yönetir, bir tek kuruşun boşa gitmemesi için olağanüstü çaba harcardı.
Edep Timsali Bir İnsan
Edep timsali bir insandı.
Askerde iken abisine yazdığı mektupta bütün kardeşlerini, yeğenlerini ismen zikredip selam ve sevgilerini iletirken, kendi oğluna isim vermeden, ima yoluyla muhabbetini gönderirdi.
Altmışlı yaşlarında bile büyük abisinin yanında çocuklarıyla sesli konuşmazdı.
Bu, onun hayatının her dönemine hâkim olan edep ve saygı anlayışının en güzel örneklerinden biriydi.
Kardeşlerine ve Yeğenlerine Kol Kanat Gerdi
Küçük kardeşi vefat ettikten sonra onun çocuklarına kol kanat gerip kendi çocuklarından ayırmamıştır.
Her birisinin okul okumalarında, işlerini kurmalarında, evlenmelerinde ve ticaretlerinde onlara öncülük etmiş, hayata hazırlamıştır.
Vefakâr bir evlat, cefakâr bir kardeş, fedakâr bir baba olmuştur.
Çocuklarını ilim ve irfan yolunda yetiştirmiş; eğitimde, diyanette, basında ve emniyette istihdam olmalarını sağlamıştır.
Kızlarına ayrı bir değer verirdi.
Kâbe ve Resûlullah Aşkı
O, bir Resûlullah aşığıydı.
İlk kez otuzlu yaşlarında hacca gittikten sonra, oraya adeta müptela olmuş; her fırsat bulduğunda büyük bir heyecan duyarak gitmiştir.
Defalarca hac ve umre vazifesini yerine getirmiş, annemizin de bu nimetten nasiplenmesine vesile olmuştur.
Hangi ortamda Kâbe’den, Mekke’den ve Medine’den bahsedilirse yüreği bir kuş gibi çırpınırdı.
Genç yaşlarda öğrendiği Kur’an’ı, son üç aya kadar her sabah namazından sonra istisnasız bir cüz okuyarak Kur’an’la olan bağını ve muhabbetini tecdit ederdi.
Son Sözleri
Son nefesinde Hz. Ali’nin kılıcını istemiş ve Şam’a gitmek istediğini söylemiştir.
Cenab-ı Hak sana merhametiyle muamele etsin ey babamız!
O çok sevdiğin, âşık olduğun Resûlullah’a komşu olasın ey babamız!
Yer ve gök şahit olsun ki…
Cenazene, taziyene akan insan seli şahit olsun ki…
Biz senden razıydık. Âlemlerin Rabbi de senden razı olsun ey babamız!
Kabrin nur, mekânın cennet, makamın âli olsun ey babamız.
Seni unutmayacağız.
⸻
Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu’nun Ardından
Nail, Kenan, Cengiz, Ensari, Figen, Selma
Ve
Annemiz Hacı Kıymet
⸻
“İyi insanlar güzel atlara binip gittiler…”
Mekânın cennet, makamın âli olsun canım babamız.
Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) ve diğer ajanslar tarafından eklenen tüm haberler, sitemizin editörlerinin müdahalesi olmadan ajans kanallarından çekilmektedir. Bu haberlerde yer alan hukuki muhataplar haberi geçen ajanslar olup sitemizin hiç bir editörü sorumlu tutulamaz...
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



