Çocuklarımızı Okula Gönderiyoruz, Peki Hayata Hazırlıyor muyuz?
Cengiz Velioğlu
Her sabah çocuklarımızı okula gönderiyoruz.
Çantalarını hazırlıyor, derslerine çalışıp çalışmadıklarını soruyor, sınav sonuçlarını merak ediyoruz.
Kaç aldı? Kaçıncı oldu? Hangi liseyi, hangi üniversiteyi kazanacak?
Bunların hepsi önemli.
Ama çoğu zaman daha önemli bir soruyu geride bırakıyoruz:
Çocuklarımızı sadece sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Çünkü hayat, bir sınav kâğıdından çok daha büyük.
Bir çocuğun matematikte başarılı olması, yabancı dil öğrenmesi, yüksek puan alması elbette değerli. Fakat bütün bunların yanında sorumluluk alabiliyor mu, emeğe saygı duyuyor mu, doğru ile yanlışı ayırt edebiliyor mu, başarısız olduğunda yeniden ayağa kalkabiliyor mu?
Asıl mesele biraz da burada.
Tam da bu noktada Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli üzerine düşünmek gerekiyor.
Modelin ortaya koyduğu eğitim anlayışında öğrencinin yalnızca akademik başarısı değil; becerileri, değerleri ve sosyal-duygusal gelişimiyle bir bütün olarak ele alınması hedefleniyor.
Bu yaklaşım, eğitimin yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Çünkü bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.
Bir telefon ekranından dünyanın bilgisine ulaşabiliyoruz. Asıl mesele, o bilgiyi doğru değerlendirebilmek ve doğru yerde kullanabilmek.
Çocuklarımız teknolojiyle, sosyal medyayla ve hızlı değişen bir dünyayla büyüyor.
Dolayısıyla onların sadece bilen değil; düşünen, sorgulayan, sorumluluk alan ve doğru karar verebilen bireyler olarak yetişmesi büyük önem taşıyor.
Ancak bunun sorumluluğunu yalnızca okula ve öğretmene yüklemek de doğru değil.
Aile, bu sürecin en önemli parçalarından biri.
Çünkü çocuk çoğu zaman söylediğimizi değil, yaptığımızı öğreniyor.
Evde dürüstlüğü, saygıyı ve emeği anlatırken bunların tam tersine tanıklık ediyorsa, en iyi ders kitabı bile yeterli olmayabilir.
Bu nedenle eğitim; okulun, ailenin ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Çocuklarımızın karnelerine bakarken biraz da davranışlarına bakmalıyız.
Bir sınavda kaç net yaptığını sorarken, arkadaşının zor zamanında yanında olup olmadığını da merak etmeliyiz.
Çünkü hayatın en önemli sınavında karşımıza çıkacak sorular test kitaplarında yazmıyor.
Orada vicdan, adalet, vefa, sorumluluk ve insanlık karşımıza çıkacak.
Maarif Modeli’nin hedeflerinin gerçek karşılığı da burada ortaya çıkabilir.
Bir eğitim modelinin başarısı yalnızca müfredatta yazanlarla değil, öğrencinin hayatına ne kadar dokunduğuyla anlaşılır.
Sınıfta öğrenilen bilgi, hayatın içinde bir davranışa dönüşebiliyorsa eğitim amacına biraz daha yaklaşmış demektir.
Çünkü biz çocuklarımızı yalnızca bir mesleğe değil, bir hayata hazırlıyoruz.
Onlara sadece diploma değil, duruş kazandırmak zorundayız.
Sadece başarıyı değil, emeği ve sorumluluğu da anlatmalıyız.
Sadece haklarını değil, başkalarının haklarına saygıyı da öğretmeliyiz.
Okul biter.
Sınav biter.
Diploma alınır.
Ama hayat devam eder.
Ve o hayatın en büyük sınavında çocuklarımızın yanında test kitapları olmayacak.
Yanlarında aldıkları eğitim, kazandıkları değerler ve oluşturdukları karakter olacak.
İşte bugün kendimize sormamız gereken soru tam da bu:
Çocuklarımızı okula gönderiyoruz. Peki onları hayata hazırlıyor muyuz?
Belki de eğitimin gerçek başarısı, çocuğumuzun kaç puan aldığı kadar, yarın nasıl bir insan olacağına baktığımızda içimizin ne kadar rahat olduğuyla ölçülmeli.
Cengiz Velioğlu

